Otizmin Tarihçesi Nedir ?

Faydalı Bilgiler

Otizmin Tarihçesi Nedir ?

26/06/2020 982 defa okundu

Otizmin Tarihçesi Nedir ?

   Tarihsel gelişim olarak baktığımızda 70 yıllık bir tarihsel aşamayı kapsamaktadır.En aşırı gelişmeler 1980 senesinden  sonrasında görülmüştür. Otizm terimi ilk kez İsviçreli psikiyatrist EugenBleuler tarafından 1910 senesinde kullanılmıştır. Yunan dilinde benlik, öz, kendi gibi anlamlara gelen  otos sözcüğünden türetilmiştir. Bleulerbu terimi dış çevreden kendisini tamamen soyutlamış bir kişiler için kullanmıştır.
Otizm Spektrum Bozukluğu kavramı ilk kez çıkışından bu tarihe kadar birçok kez değişim göstermiştir. Esasen otizm terimi öncelikle şizofreni ile ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Otizm, Bleuler tarafınca tanımlanan şizofreninin 4 belirtisinden birisiydi. Çocuklardaki bu bozukluğu tanımlayan ise 1943’te 11 olgu ile Leo Kanner dır. Kanner, belirtilerden birini “sanki kendi kabuğuna çekilmiş, kendi kendine yaşıyorcasına gibi” diye tanımlamıştır. Kanner’e göre bu bireylerin durumu diğer tüm durumlardan farklıydı. Ortak özelliklerini “otistik yalnızlık”, dili iletişim amaçlı kullanamama, tekrar eden hareketler   “aynılık tutkusu” ve “iyi bilişsel potansiyel” olarak tanımlamıştı. Gaziantep rehabilitasyon merkezleri 1956’da Kanner ve kendisini tanımak lüksüne eriştiğim Leon Eisenberg otizmin temelini “aşırı toplumsal yalıtkan” ve “aynılık saplantısı” olarak aktarmıştır ve otizmin oldukça erken bebeklik döneminden beri var olduğunu belirtmişlerdi. Gaziantep rehabilitasyon merkezleri 1978’de, yeniden müşerref olmak mutluluğuna eriştiğim Sir Michael Rutter dil gelişimindeki sorunların da tanı ölçütleri içinde yer alması icap ettiğini gerekliğini vurgulamıştır.
1950’li yıllarda psikiyatride psikoanalitik teori fazlaca hâkimdi. Bu sebeple, otizmin nedenin de anne çocuk ilişkisinde olduğu, “buzdolabı anne” kuramı ile öne sürülmüştü. Buna nazaran, otistik davranışların nedeni bu çocukların annelerinin aşırı soğuk davranışlarıdır. Özellikle Bettelheim tarafınca öne sürülen bu fikre ilk karşı çıkış kendi çocuğunda da otizm olan ve otizmin beyinle alakalı bir bozukluk olduğunu söyleyen Rimland’dan gelmişti. Folstein ve Rutter’ın 1977’de otizmin genetik temelleri olabileceğini göstermesi, önemli bir dönüm noktası olmuştur.
  Psikiyatrik sınıflandırmayı tanımsal bir temele oturtan DSM-III ile birlikte otizm tanısına özgül tanı ölçütleri ortaya konmuştur. Tanı ölçütleri ve yaygın gelişimsel bozuklukları (şu andaki otizm spektrum bozuklukları) içerisinde yer edinen bozukluklar, DSM’nin değişik modellerde değişikliğe uğramıştır. Şu anda kullanılan DSM-5’te, Kanner ve Eisenberg’in tanımına benzer bir şekilde toplumsal ilişki sorunları ve kısıtlı ilgi alanları, tekrarlayıcı hareketler, sıra dışı duyusal ilgiler olarak iki ana belirti grubu bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ağırlık ve dil gelişimini olup olmaması belirleyiciler olarak tanı sınıflandırmasında yer almaktadır. Tüm dünyada bu alanda gelişmeler gözlenmiştir. Türkiye’de ise otizme ilişkin farkındalık çalışmaları başlamıştır. Ankara'da İlgi Otistik Çocukları Koruma Derneği ve İstanbul’da Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı (TODEV) kurulmuştur.

Daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak ve ücretsiz eğitim imkânlarından faydalanmak için Gaziantep Rehabilitasyon Merkezleri nden olan Birleşim Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile iletişime geçebilirsiniz.

 

Son Yazılar

Arama